Havaalanlarında, süpermarketlerde unutulan/kaybolan, hiperaktif/siberaktif çocuk!

Yazarsam herkes olurum ama yazmazsam yok saymış olurum.
Yazarsam herkez olurum ama yazmazsam hiçbir şey olmam.
Yazarsam herkes olurum ama yazmazsam bir şey olmam.
Yazarsam herkes olurum ama yazmazsam bir garip olurum.
Yazdım, herkes oldum. Yazdım, bir olduk.
Annem dedi: Mutsuzdu.
Ben dedim: Anıları vardı.
Arkadaşım dedi: Zaten ölmüştü.
Ben dedim: Sahnede ölecekti.
Annem dedi: O konserleri kaldıramazdı, zayıftı.
Ben dedim: Keşke konserler öldürseydi.
Annem dedi: Çok narindi.
Ben dedim: Çok kırılgandı.
Annem dedi: Çocuk gibiydi.
Ben dedim: Birileri farkında, birileri farketmedi.
Annem dedi: Öldü.
Ben dedim: Öldü.
Arkadaşım dedi: Öldü.
29 Haziran 2009’du.
Annem odasına geçti. Arkadaşım evine gitti. Ben kanalı değiştirdim.
O sırada Michael Jackson ölüydü.
Şimdi bunları yazıyorum ve Michael Jackson hâlâ ölü.
Vakti zamanında bu anlama gelen bir e-posta adresim vardı. Hemen heyecan yapmayın, intihara eğilimli falan değilim. Hatta ölürsem şerefsizim.
Konuyu dağıtmayayım. Şimdi böyle bir adrese sahip olunca haliyle insanlar bol bol soru soruyordu, nedir bu karamsarlık, pinksucide girl halleri falan?
Gerçek pinksuicide kızlarını bilmem ama benim bildiğim pembe intihar, alkol almak, sigara içmek ve az uyumak gibi şeylerden başka bir şey değil. Yani hayatta olduğumuz müddetçe her gün, hatta kimileri her saat bu intiharın tam göbeğinde yaşıyor. En yakınında da ben!
Kısacası aslında bu tahmin edilenin tam aksi olarak, benim için gayet eğlenceli bir şeydi.
Sigarayı bırakmaya çalışmayı bırakın, henüz ağzımdan “bırakacağım lan şunu” benzeri bir cümle çıkmamıştır. Keza, alkol ile de seviyeli bir birlikteliğimiz var.
Karınca, kararınca uyurum. Öyle 8 saati doldurmadan yataktan kalkmam diyenlerden de olmadım hiçbir zaman. Günde 5-6 saat kâfi… O da bu kısa hayatta fazla ama neyse artık…
E şimdi ne demeye intihar karşıtlığı yapayım ki? Al sana pembe bir intihar!
Günün özlü sözü: Pembe de olsa güvenilmez panterlere!
Biraz önce flickr‘da otomatik blog post ayarlarını yaptıktan sonra bir mail geldi. Konusu: diğer blogumun adı ve büyük harflerle “işlem gerekli” yazısı.
Blogger ücretsiz alan ve alanadı hizmeti sağladığı için son dönemde spam blog avına çıkmış. Arada nasıl olduysa benim kendi yaylama düşmüş yolu. Birkaç saniye önce güncellemiş olmam yaylanın kendini elevermesine neden olmuş herhalde.
Mail’in içeriği “sizi böyle bir durumla karşı karşıya bırakmak istemezdik ama spam blogları inceleme mekanizması otomatik olduğu için arada sizin gibi bloggerları da rahatsız etmek zorundayız.
Merak etmeyin, bu mail’in ardından blogunuzun splam olmadığına eminseniz ki, eminsiniz; bir inceleme isteği gönderin. Biz de iki iş günü içinde kilidini kaldıralım”dan ibaret.
İlk etapta ne olduğunu anlayamasam da Blogger kontrol paneline kısa bir ziyaret yapınca kilit olayının o kadar da korkunç bir şey olmadığını farkettim.
Flickr üzerinden yaptığım blog güncellemesi blogumda yayınlanmamıştı ama taslaklarda duruyordu.
Taslağı açıp kaydet ve yayınla demek için de kelime doğrulama kodu girmem yeterliydi. (Yazılarınızda bir düzeltme yapacağınız zaman da bu kodu girmeniz gerekiyor.)
Özet olarak bu işlem otomatik istek gönderen bloglar için yapıldığı için kelime doğrulama sayfasına gelindiğinde doğru kodu girince, blogger bunun bir otomatik istek olmadığını anlıyor ve hemen yelkenleri suya indiriyor.
Kısacası işlem yapmaktan, inceleme isteği göndermekten korkmayın. Blogger’ın açıklamasında dediği gibi bir iki gün kilitli kalıyor blog ama bu blog yazısı giremeyeceğiniz anlamına gelmiyor.
Bu süre içinde blogunuz otomatik olarak bir yerden güncelleniyorsa güncellemelerin hepsi taslak olarak kalacak. E siz de bir zahmet gelip elinizle güncelleyiverin bu zaman zarfında. Blogger’ın bu spam blog amacı otomatik istek yapan robotlardan kurtulmak.
Bu arada önemli bir not: Eğer “işlem gerekli” postasından sonra 20 gün içinde inceleme isteği göndermezseniz blogunuz alan adı ve tüm verileri ile birlikte siliniyor. O süreyi aşmamaya dikkat edin.
Red Kit’e aşıktım. Valla!

Bir de Küçük Kadınlar romanında küçük kadınların komşusu Laurie vardı ama onu hiç görmediğim için hissettiklerim platonik düzeyde kalmıştı.
Ahmet Özhan ve Erol Evgin’i de es geçmemek lazım tabii.
… … 
İşte öyle bir şey. Söyleyeyim dedim.